Makaleler
Ağzına sağlık Ahmet Hakan

Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı Ahmet Hakan'ın yazısına bayıldım...Sizlere bu yazıyı sunarım...

Pamuk ile Kemal arasındaki 13 fark




BİR:
Orhan Pamuk "Tek parti döneminde devletten ihale alma imtiyazını yaşayarak zengin olmuş" bir babanın talihli çocuğudur. Yaşar Kemal ise anacığının iç gömleğine diktiği bozuk paralarla 15 yaşında İstanbul'a gelip üç ay Gülhane Parkı'nda yatıp kalkarak alışmıştır İstanbul'a...

İKİ: Orhan Pamuk "içi kitaplarla dolu bir evde" büyümüştür. Yaşar Kemal ise içi masallar, destanlar ve ağıtlarla dolu bir evde...

ÜÇ: Orhan Pamuk "yazı", Yaşar Kemal "söz"dür.

DÖRT: Orhan Pamuk'un bir "ağabey kompleksi" vardır, hálá hesaplaşmasını tamamlayamadığı... Yaşar Kemal'in ise bir "Çukurova kompleksi" vardır ama bu kompleksinden memnundur.

BEŞ: Yaşar Kemal, Çukurova'nın bütün dağlarını, taşlarını, kuşlarını, ağaçlarını, çiçeklerini sular seller gibi bilir... Orhan Pamuk ise soğuk kış geceleri can sıkıntısıyla dolaştığı İstanbul'un "kara sokakları"nı...

ALTI: Orhan Pamuk romanına malzeme toplamak için bir çılgın gibi Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'ne vurur kendini. Yaşar Kemal ise ağıt toplamak için halkın arasına.

YEDİ: Orhan Pamuk ilham gelmesi için evinin salonunda volta atar. Yaşar Kemal ise eski bir alışkanlığı sürdürür, yani "mahpushane voltası" atar.

SEKİZ: Orhan Pamuk bir cümle yazar, okur beğenmez, yırtıp atar, sonra yeniden yazar. Yaşar Kemal ise vurur daktilonun tuşlarına savaşır gibi. Gürül gürül yazar, bir de bakar ki 40 destan sayfası çıkmıştır temizinden.

DOKUZ: Yaşar Kemal "Katip arzu halim yaz yare böyle" dizesinde işaret edilen arzuhalcilik mesleğinden tüpçülüğe kadar her türlü işe girip çıkmıştır. Orhan Pamuk ise hayatı boyunca çalışmak zorunda kalmamıştır.

ON: Orhan Pamuk AB'ye şimdiden girmiş bir Nişantaşı'dır, Yaşar Kemal ise halis muhlis bir Anadolu.

ON BİR: Yaşar Kemal kitapları yabancı dile zor çevrilir. Çevrilince de değerinden çok şey kaybeder. Orhan Pamuk kitapları ise yabancı dilde daha iyi durur.

ON İKİ: Orhan Pamuk'a kasmak ve gerginlik yaratmak acayip yakışır... Yaşar Kemal'e ise "ağız dolusu sövmek" şahane bir hava katar.

ON ÜÇ: Orhan Pamuk, "içindeki manevi boşluğu doldurmak" için edebiyatı seçmiştir. Yaşar Kemal ise "içindeki manevi doluluğu boşaltmak" için.


18.10.2006 00:31:46 Yorum [1]

Bu yazı hoşuma gitdi...

Unutulmayacak sahneler!
BBC

Göstericiler

Beyaz mermer merdivenlerle çıkılan binanın görkemli girişinde sıra sıra polisler.

Ellerinde kalkanlar, yağmur gibi yağan parke taşlarına karşı kendilerini korumaya çalışıyorlar.

Karşılarında, abartısız, onbinlerce kişi. Göstericiler...

Macar devlet televizyonunu ele geçirmek isteyen, ellerindeki bildirinin canlı yayında okunmasını talep eden göstericiler.

Polis zaman zaman taşlara biber gazıyla ve tazyikli suyla cevap vermeye çalışıyor, ama bu çok yetersiz.

İncecik hortumlardan fışkırtılan su göstericilerin hırsını dindirmeye, onları geri püskürtmeye yetmiyor.

Biber gazı da öyle!

Göz yaşartıcı gaz dumanları yükseldiğinde, göstericiler sadece beş on metre geri çekiliyorlar.

Televizyon binasını korumaya çalışan polislerin ise geri çekilme şansı yok, çünkü sırtları artık duvarda.

Gaz maskeleri de yok!

Bu yüzden sıkılan gaz, göstericilerden çok onları perişan ediyor.

Göz yaşartıcı gaz biraz dağılınca göstericiler yeniden saldırıyor.

Göğüs göğüse süren çatışmalar.

Polis silah kullanmıyor!

Copla, sopayla, iki taraf da allah ne verdiyse, girişiyor birbirine.

Ve Macar halkı nefesini tutmuş kavgayı izliyor! Hem de canlı yayında!

İki televizyon canlı yayında bu inanılması zor ve saatler süren kavgayı naklen veriyor. Ama başka açıdan.

Devlet televizyonu kameramanları “içerden”: stüdyolardan, pencerelerden ve polislerin arkasından...

Ve özel televizyonlardan “Hir TV” ise “dışardan”: göstericilerin arkasından canlı yayında!

Göstericiler

Sonunda büyük kapışma göstericilerin zaferiyle, ama aslında “berabere” bitiyor!

Sabaha karşı, takviye güç gelmeyince, binayı savunan polisler, TV çalışanlarını da tahliye edip, binayı terk ediyorlar!

Yani televizyon binası “düşüyor”, ama neye yarar? Yayın tümden kesildiği için göstericiler boş binayı kırıp döküp, bildiriyi okuyamadan evlerine gidiyorlar!

“Ayaklanma” bitiyor!

Sivil hayattaki, zorlu bir futbol maçının ardından olduğu gibi, hakedilmiş dinlenme başlıyor.

Binayı terkeden, bayraklı, flamalı göstericilerin, “Ne maçtı ama” gibi yorumlar, yaptığı kesin..

Futbol benzetmesi tesadüf değil, çünkü o geceki gösteriler halkın hükümete karşı protestosu nedeniyle başlamış olsa da, aslında kavganın göbeğinde ve önsaflarında her maçtan sonra polisle çatışan holiganlar var.

İki taraf da birbirini yakından tanıyor.

Ertesi gün bilanço ortaya çıkıyor: İkiyüzü aşkın yaralının yüzde sekseni polis! Güvenlik güçleri ikinci günden itibaren, süren çatışmalara karşı daha hazırlıklı! Televizyon binası önündeki fiyaskonun acısını çıkartıyorlar!

Peki ya işin öbür yüzü? Yani medyanın fiyaskosu? O nasıl telafi edilecek?
Asayiş sorunlarıyla birlikte “medya meselesi” de Macaristan’ın gündemine oturuyor.

İkinci günden itibaren, Macar Devlet Televizyonu, reklam ve tanıtım atağına geçiyor.

Reklamlar, tanıtımlar, ilanlar:

“Biz haber olmak istemiyoruz, haber yapmak istiyoruz” diyor bir ilan.

Ama bazıları ise devlet televizyonunun bu fazlasıyla göze batan “pr çalışmasından” rahatsız.

Biraz şaka yollu da olsa, aslında “siz açtınız bu belayı kendi başınıza” diyor bazı eleştirmenler.

Hazırlanan bir afiş
"Siz devrimci olsanız bugün hangi televizyonu ele geçirmeye çalışırdınız?"

Çünkü mali anlamda çok zor durumda olan devlet televizyonu, bundan bir kaç ay önce, bu yılın 1956 macar ayaklanmasının 50. yıldönümü olmasını kullanan bir reklam kampanyası başlatmıştı.

Şöyle bir afiş bastırmıştı mesela MTV:

“Siz devrimci olsanız bugün hangi televizyonu ele geçirmeye çalışırdınız?”

Tabii ki MTV, cevabını fısıldıyor, afiş.

İşin espirisi şu: 1956 ayaklanmasında, Sovyetlere karşı bağımsızlık isteyen devrimciler, o zamanın en önemli medya kurumu olan devlet radyosunu kuşatmışlardı.

“Şimdi de hedef biz oluruz” demeye getiriyor afiş. “Çünkü özel televizyonlar değil, biz önemliyiz!” diyor devlet televizyonu.

Evet, hayat bazen en cüretkar senaryoları bile aşan düşünceleri gerçeğe dönüştürebiliyor.

Peki gelelim işin ahlaki boyutuna:

Canlı yayında işgal yaşanıyor.

Kabul, bu iş sonuçta bir haber, yani kendine haberciyim diyecek, ve fırsatını bulursa bu olayı yayınlamayacak televizyon olmamaz.

Ama göstericilerin arasından saatlerce canlı yayın yapan ve muhalefetin sözcüsü konumundaki “Hir TV” yani Haber Tv’nin yaptığı da yenir yutulur gibi değil.

Hir TV olayın başından beri saldırganları “devrimciler” ve “özgürlük savaşçıları” olarak tanımlıyor.

Sanki karşıda ele geçirilmeye çalışılan yer, mesleki anlamda dayanışma gösterilmesi gereken bir televizyon binası değil, düşman bir ülkenin garnizonu!

Binanın önündeki polisler sanki kendi devletinin polisi değil, işgal güçleri...

Aradan iki hafta geçti, ama daha “maç” devam ediyor.

Hem taraftarlar, göstericiler ve polis arasında ve hem de medya temsilcileri arasında.

Olay RTÜK benzeri kurumlar tarafından da değerlendiriliyor elbet, ama bütün mesele toplumsal meşruluğun olup olmadığına dayanıyor...

Eğer insanlar seyrediyorsa ve seyrettiğini onaylıyorsa, medya temsilcileri istediğini yapabiliyor.

Ahlaki olmasa bile...

İşte tehlikeli olan tam da bu aslında...

 

12.10.2006 01:02:33 Yorum [0]

Güzel bir makele

Milliyet bog'da güzel bir makele gördüm...Yazmadan geçemedim...

 LASTİKLERİNİZE NİTROJEN DOLDURTUN

07.09.2006 - 08:28
Beşir TAYFUR

Aracında lastik sibop kapakları yeşil olan kişilerden biri de benim. Eski lastiklerimi değiştirip yeni lastik aldığımda lastiklere nitrojen veya diğer adıyla azot doldurttum. Öyle aman aman bir maaliyeti yok, toplam 20 YTL ile tüm lastikler nitrojen ile şişirildi. Nitrojen veya daha bildik adıyla azot zaten normal soluduğumuz havada %78 gibi yüksek bir oranda mevcut, ikinci sırada bizim herşeyimiz hayatın olmazsa olması oksijen var, onunda oranı %21 civarında. Kalan kısımı ise diğer gazlar oluşturuyor. Peki %78 nitrojen ile %100 nitrojen arasındaki bu oransal farklılığın hayata yansıması ne düzeydedir. Tekerleklerin nitrojen gazı ile şişirilmesi olayı pek yeni bir kavram olmayıp havacılık alanında ve F1 formula yarış araçlarında yıllardan beri kullanılmaktadır. Yeni olan bunun binek araçlara da uygulanmasıdır. Nitrojen kullanımının aşağıdaki faydaları beraberinde getireceği vurgulanmaktadır:

-%100 nitrojenle doldurulmuş lastikte nem olmadığı için ısınma ve soğumalar kontrollü olacak, ısı değişimlerinin dengeli olması lastik ömrünü en az üçte bir oranında arttıracaktır.

-Azot molekülleri daha büyük yapıda olduğu için lastik kaçakları çok daha aza inecek, yapılması gereken lastik basınç kontrollerinin arası 3-4 ay gibi sürelere çıkacaktır.

-Lastiğin patlaması durumunda yukarıda vurgulanan maddeyle benzer tarzda azot gazı daha yavaş dışarı çıkacak, yani lastik tamamen inmeden bir lastikciye yetişme şansınız daha fazla olacaktır.

-Yine %100 azotla şişirilen lastikte içeride oksijen olmadığı için kaucuk malzemedeki bozucu etki, tellerde ve jantta paslanma olmayacaktır.

-Nitrojen oksijen gibi genleşme özelliğine sahip olmadığı için sıcağın etkisiyle lastik duvarlarına ilave basınç yapmayacaktır.

-Kötü bir durumda içinde oksijen olmadığı için patlayarak yangını arttırma şansı olmayacaktır.

-Azotun ısınma özelliği oksijene göre az olduğu için uzun yolculuklarda lastikleriniz daha az ısınacaktır.

Önemli bir noktada çevreye karşı herhangi bir zararının olmamasıdır. Yukarıda yazılmış olan maddelerin şu an için hepsinin doğruluğunu görmeye fırsatım olmadı, umarım da olmaz. (Patlama durumu gibi..) Ancak yeni lastikleri takalı yaklaşık 5 ay oldu ve üzerinden bir 10.000 km geçmesine rağmen lastik basınçlarında en ufak bir değişme olmadı. Yaptığım uzun bir yolculukta da daha az ısındıklarını gördüm. Sonuçta işin mali boyutunun çok fazla olmaması nedeniyle özellikle yeni lastiklerde tercih edilmemesi için bir neden görmüyorum. Gelin siz de yeşil kapaklı olun..!

Hoşcakalın...


07.09.2006 22:49:55 Yorum [0]

İran ı birde benden dinleyin...

"İRAN"

Geleneksel uzun şekil: Islamic Republic of Iran

Geleneksel kısa şekil: Iran

Yerel uzun şekil: Jomhuri-ye Eslami-ye Iran

Yerel kısa şekil: Iran

Eski adı: Persia

Asıl ülke dili: Farsi, Western

İnternet:

Domain: .ir

internet kullanıcı sayısı: 250,000 (2001)

İnternet servisi sağlayıcı sayısı: 8 (2000)

Coğrafya:

Koordinatlar: 32 00 N, 53 00 E

Yüzey ölçümü (km2): 1,648,000.0

İran, 60 milyon nüfus, 100 milyar dolar GSYİH ve 1500 dolar kişi başına düşen milli gelir ile bir petrol ve doğalgaz ülkesidir.. İran dünya petrol rezervlerinin %9’una sahip olup, doğal gaz rezervlerinde Rusya’nın arkasından ikinci sırada yer almaktadır. Bunun yanında 1 milyar ton demir, 1 milyar ton kömür ve 800 milyon ton bakır rezervi ile zengin yer altı kaynaklarına sahiptir.

Türkiye’den İrana gideceklerden istenen belgeler: İran’a gidecek TC vatandaşlarına vize yoktur. Sadece pasaport yeterlidir.

“İran petrol zengini bir ülke olduğu halde, lüks bir manzara sunmaz hiçbir şehir. Öyle lüks villalar, koca koca dört çekerler, envai çeşit otomobil, lüks restoranlar yoktur hatta. Calvin Kleine saatlerinin birkaç ürünü dışında reklam panolarında öyle bütün dünyada alıştığımız billboardlar yoktur. Mağazalar da gözükmez. Kadınların vitrin modellerinin de genellikle başları yarımdır.”

“İran, dünya politik sahnesinde başrolde bir imgedir. Kara çarşaf içindeki kadın silueti ve Humeyni olarak.

İran’ın içinde, yeni ve eski zamanlara doğru yaptığınız iki haftalık bir yolculukta, başka imgelerin yanı sıra bu iki imgeyi her yerde görürsünüz, yani Batı’nın görmek istediği İran imgeleri değildir bunlar, İran’ın göstermek istediği imgelerdir.” Özcan Yüksek.(Yazının tamamını oku)

 

 

İRAN,TÜRKİYE'NİN DÜŞMANI MI?

 

Yaklaşık dört asırdır değil. Her şey mükemmel olmasa da, İran ile önemli sorunlarımız yok.

 

Hatta, son dönemde ABD, PKK’yı İran’a karşı da kullandığı için, çok önemli ortak bir sorunumuz ve çeşitli ortak çıkarlarımız bile var.

Bu nedenle İran, hem, kendi açısından da bir güvenlik sorununa dönüşen PKK’ya karşı operasyonlar düzenliyor, hem de, jest olsun diye, yakaladığı militanları Türkiye’ye teslim ediyor.

ABD propaganda makinesi ise, İran’ı Türkiye için, Türkiye’yi de İran için, birer tehdit unsuru olarak göstermekle meşgul.

Oysa, İran, son dönemde Türkiye’ye, her konuda sıcak mesajlar veriyor.

 

İran, tüm konularda, yüzde yüz örtüştüğümüz bir ülke olmayabilir. Ancak,  İranlılar, Türklerin bin yıllık komşularıdırlar. Dört yüzyıldır, kendi sorunlarımız nedeniyle çatışma yaşamadığımız İran ile, ABD istedi diye neden kan davalık hale gelecekmişiz? Emperyalistlerin çıkarları uğruna, neden İran’ı arkadan vuracakmışız?8Tüm Yazıyı Okumak İçin)

Bir Not:İranda kırbaç cezası halen yürürlülükte olup; İran yasalarına göre kırbaç cezası 1,5 cm. kalınlığında, bir metre uzunluğunda deri şeritler kullanılarak uygulanıyor. Mahkumun el ve ayakları genellikle bağlanıyor.

 

İRAN DEVLET BAŞKANI BLOG YAZARI OLDU



İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinecad, bir internet günlüğü açarak görüşlerine bütün dünya ile paylaşmaya başladı.
İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinecad, bir internet günlüğü açarak görüşlerine bütün dünya ile paylaşmaya başladı.

Başta Amerika ve İsrail olmak üzere Batı konusundaki açıklamaları ile dikkatleri üzerine çeken İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinecad, internette bir salgın gibi yayılan blog (internet günlüğü) akımına kapıldı. Ahmedinecad, www.ahmadinejad.ir adresinde açtığı blog’daki ilk yazısında, çocukluğundan İran İslam Devrimi’ne kadar yaşadıklarını anlattı.

Farsça, Arapça ve İngilizce yayına başlayan ve yakında Fransızca bölümünün de hazırlıkları süren internet günlüğünde Lübnan ile ilgili bir de anket yer aldı. “Sizce ABD ve İsrail’in amacı Lübnan’a saldırarak yeni bir dünya savaşı başlatmak mı?” diye sorulan ankete katılanların yarısı soruya “evet” yanıtı verirken, diğer yarısı bu görüşe katılmadığını belirtti.

Ahmedinecad’ın internet günlüğünde, anketlerin ve yazıların yanı sıra İran Devlet Başkanı’nın fotoğrafları ve çeşitli internet sitelerine linkler yer alıyor.

 


ÇOCUKLUĞUNU ANLATTI

İnternet günlüğündeki ilk yazısına ise dua ederek başlayan Ahmedinecad, “Asaletin prestij, şehirde yaşamanın ise mükemmellik olduğu bir dönemde”, 1940 yılı Ağustos ayında, Tahran’ın 90 kilometre doğusundaki Garmsar köyünde doğduğunu belirtti. Ahmedinecad, doğduğu dönemi ise “İran’ın yabancı güçler tarafından işgal edilmesi ve Muhammed Rıza isimli kuklanın monarşinin başına getirilmesinden 15 yıl sonra” şeklinde tanımladı.

Şah Muhammed Rıza döneminde İran’ın fakirleştiğini belirten Ahmedinecad, bu yüzden ailesinin Tahran’a göç etmek ve şehrin Pamenar bölgesine yerleşmek zorunda kaldığını aktardı.

“BABAM HER GÜN GAZETE ALIRDI”

Babasının her gün gazete aldığını ve kendisi ilkokul birinci sınıftayken “Şah’ın sözde parlamentosu” konusunda bir yazı okuduğunu anlatan Ahmedinecad, anlatılanları tam olarak anlamasa da Şah’a karşı duygularının olumsuz olduğunu belirtti. Humeyni’nin görüşlerini ise “inandırıcı ve çekici” bulduğunu belirten Ahmedinecad, Humeyni’nin insanları “saf İslam’a davet ettiğini” söyledi.

Ahmedinecad, internetteki günlüğünde, Şah’ın Humeyni’den rahatsız olduğunu ancak onu öldürmenin kontrol edilemez kanlı olaylara neden olduğunu bildiği için Humeyni’yi 14 yıl sürecek bir sürgüne gönderdiğini ifade etti.

Liseye geçtiğinde İran’da monarşinin 2 bin 500’üncü yıl dönümü kutlamalarının yapıldığını aktaran İran Devlet Başkanı, bu dönemde İran’daki fakirliğin iyice arttığını ve demircilik yapan babası alilerine bakamadığı için kendisinin de bir havalandırma ekipmanı şirketinde çalışmaya başladığını belirtti.

“SINAVDA BURNUM KANADIĞI HALDE DERECE YAPTIM”

“Seçkin bir öğrenci” olduğunu söyleyen Ahmedinecad, lise yıllarında arkadaşlarına dersler verdiğini, hatta üniversite sınavında “burnu kanadığı halde” 400 bin kişi arasında 132’inci olduğunu aktardı.

Üniversite yıllarında İran İslam Devrimi’nin başladığını belirten Ahmedinecad, bu dönemde hem “ABD ve İngiltere’nin kuklası” Şah rejimine karşı üzerine düşeni yaptığını hem da derslerini aksatmadığını belirtti.

Humeyni’nin İran’a dönüşünü “tarihi bir an” olarak nitelendiren Mahmud Ahmedinecad, devrimin ardından Humeyni’nin bir referandum yaparak halkın hangi rejimle yönetilmek istediğini belirlediğini ve halkın bir “İslam Cumhuriyeti” seçtiğini ifade etti.

“ABD BÜYÜK ŞEYTAN”

Ahmedinecad, İran-Irak savaşına da değindiği yazısında ABD’yi “Büyük Şeytan” olarak nitelendirdi ve Amerika’nın Saddam rejimini destekleyerek kendilerine karşı savaştırdığını belirtti.

ABD ve diğer Batı ülkeleri tarafından desteklenen Saddam’ın İran’ı üç günde alacağını iddia ettiğini oysa savaşın 8 yıl sürdüğünü anımsatan Ahmedinecad, bu sürede Saddam’ın “kendisine Batı’nın verdiği kimyasal silahlarla” İran köylerini vurduğunu ifade etti. Ahmedinecad, İran’ın ise İslami ve insani prensiplerle Irak’ta köyleri değil sadece askerleri hedef aldığını söyledi.(www.sonsaniye.com)

 

Bir Not:İran’da internete uygulanan sansür sürerken,İran’da bazı web sitelerinde İranlıların çektikleri Amator Fotoğraflar yayınlanıyor…Bu siteleri binlerce kişi ziyaret ederken,azımsanmayacak kadar İran’lı da bu sitelere kendi çektikleri resimleri upload ediyorlar…Bkn: www.avizoon.com

 

 

GİZLİ EV PARTİLERİNDE HERŞEY SERBEST

İran'da her perşembe gecesi gizli ev partileri düzenleniyor. Parti basılırsa cezası kırbaç! Ama kırbaç korkusu da baskıdan bunalmış gençleri durduramıyor.Bkn: http://www.sabah.com.tr/cp/rop106-20060618-102.html

 

İRAN'DA KADINLAR İNTERNETDE ÖRGÜTLENİYOR...

İran'da kadınlar internetde örgütleniyor.(Bkn:www.womeniran.com)

Son olarak,İran dışarıdan gözüktüğü kadar da karalara bürünmüş bir ülke değil,İran’da her şey var,yeterki yaparken yakalanmayın…


26.08.2006 23:59:00 Yorum [1]

Lisanslı Yazılımı Satın Almak Zorunda mıyız?

Sahipler, kullanicilar programlari izinsiz olarak kopyaladiklarinda 'zarar' gorduklerini veya 'ekonomik kayba' ugradiklarini belirtmektedirler. Ancak kopyalama yazilim sahibi uzerinde dogrudan bir etkiye yol acmaz ve kimseye zarar vermez. Yazilim sahibi, ancak yazilim icin para odeyecek bir kullanici bunun yerine kopyalamayi tercih ederse bir kayba ugrayabilir.

Biraz dusunursek goruruz ki cogu kisi kopyaladigi seyi para karsiligi satin alacak degildir. Buna ragmen yazilim sahipleri sanki herkes bir kopyayi satin alacakmis gibi 'kayip'larini hesaplarlar. Buna en nazik ifade ile abartmak denir. Richard Stallman

Bende bu sözlere katılıyorum….Şimdi soruyorum size hangimiz 100’lerce dolara  bir photoshop lisanslı sürümün alırız…Bize sürekli para kazandırmayacak bir şeye,ve her bir-iki senede yeni bir sürümü çıkacak yazılıma kim para verir…

Tabi ki bu programları profosyonel kullananlar mutlaka satın alacaklardır ama ben hiç Türkiye’de lisanssız programlar kullanıpta ceza almış kimseyi görmedim…

Bunun yanında Amerikalı’larla  Ruslar arasındaki bu çekişme varken ben kimsenin lisanslı ürün kullanacağını sanmıyorum…

Bu güne kadar kullandığımız çoğu program Amerika menşeili,Ben hiç Rus menşeili program kullandığımı hatırlamıyorum…Peki ama Amerika ve Rusya arasındaki bu savaş nasıl başa baş sürebiliyor…Buna şöyle yanıt verebilirim,Amerika’lılar yazıyor,Ruslar programları kırıp dağıtıyorlar…

Hemde aleni yapıyorlar bunu…Size bir önek vermek gerekirse www.soft-best.net gibi siteler şifreleri kırılan programları;Ne işe yaradıklarını,Download linklerini,ve şifrelerini indirebileceğiniz linklerine kadar yayınlıyorlar.Ve bunu yıllardır yapıyorlar…

Son olarak programları popüler yapan kullanan kişi sayısıyla doğru orantılı.Lisanssız bir program kullanırken bile onları popüler  yapanın bizim gibi insanlar olduğunu unutmamalıyız… 


26.08.2006 23:19:46 Yorum [0]

Sayfalar : [1] 2
Fotoğraf Blogu
www.huzurKandemir.com
 Anasayfa
 Katagoriler
 Son Yorumlar
Bölümler
 Kendime Dair
 Fotoğraflarım
 Web Tasarım
 Linkler
 Hayatın İçinden...
 İlginç Olaylar
 Sizden Gelenler
 Faydalı Programlar
 Yeni Keşifler
 Makaleler
 e-kitap
 DERSLER
 Mutluluklarımız
 En Komik Fıkralar
 Şiir Köşesi
 Yaşanmış Günceler

Son Yazılanlar
 İşte size Karadeniz mü...
 Otel sitesi tanitimi
 Cennet Ula Cennet...Bu...
 F, Q Ve Q Türkçe Klavy...
 Dostlara Günaydın
 Today has been ok
 Başarısoft Eğitim Veri...
 Memleketim Görele
 Kahveci Rüstem Efendi
 Günaydın Karadeniz

Son Yorumlananlar
 Seda Sayan Show
 Kredi Kart Aidat Bedel...
 Başarısoft Eğitim Veri...




Bir Ufuk Yayla Dizaynıdır.