Hayata gülümseyebilmek
Cennet Ula Cennet...Burası KÜMBET...

http://lh6.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlUb_8Olp2I/AAAAAAAABEs/-4PdZjGE6ZY/s512/kumbet.jpg

 

Bir haftasonunu değerlendirmek için Doğu Karadenizin yaylalarına çıkma fikri, bundan iki ay önce şekillenmişti.

 

Bir ay önce uçak biletlerini aldığımızda daha nereye gideceğimize karar verememiştik.

 

İnternet sitelerini ve forumları dolaştığımda genelde Trabzon ve Rize’ye turlar düzenlendiğini fark ettim.

 

Trabzon Havalimanından dolayı turlar Trabzondan başlayıp Sarp sınır kapısına kadar düzenleniyor.

 

Oysa ki Giresun, Doğu Karadenizin en güzel yaylalarına sahip ve hala keşfedilmeyi bekleyen yerleri var.

 

O yüzden hiçbir tura katılmıyor ve kendi olanaklarımla gitmeyi planlıyorum.

 

Burcu ilk kez Karadenizi göreceği için çok heyecanlı zaten...Ona Karadenizi sevdirebilmek adına güzel bir yere götürmek istiyorum.

 

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJT8i13jsI/AAAAAAAAA_k/0p0GFw2jcOs/s512/kumbet14.jpg

 

Biraz araştırdıkdan sonra Kümbet Yaylasını fark ediyorum.Doğa güzelliklerini internetden görmek bile insanı cezbediyor.

 

Kesinlikle gitmemiz gereken yer Kümbet olmalı diye düşünüyorum.

 

PLANLAR YAPILIYOR

 

Trabzondan bir rent a car firmasından araç kiralıyorum.

 

Kümbet yaylasında kalacağımız yer olan Kümbet Montain Resort Tesislerine rezervasyon için telefon açıyorum ama telefondaki cızırtıdan konuşmak pek mümkün olmuyor.Telefonda konuştuğum Nemci Beye cep telefonumu bırakıyor ve beni aramasını rica ediyorum.

 

Biraz konuştukdan sonra rezervasyon yaptırıyorum.Gideceklere tavsiyem cep telefonunuzu bırakmanız ve aramalarını rica etmeniz olacaktır.

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b2/Dereli.svg/600px-Dereli.svg.png

 

 KÜMBETE YOLCULUK BAŞLIYOR...

Belli ki aradığın yerdir cennet
İşte karşında duruyor Kümbet!

Cumartesi sabahı 04:30 uçağıyla Trabzon'a hareket ediyoruz.

06:20 gibi Trabzon havalimanına ulaşıyoruz.Bagajlarımızı alıp kiraladığımız aracı teslim alıyoruz.Saat 07:00'ı gösterirken rotamızı Giresuna çeviriyor ve yola çıkıyoruz.

Güneşin denizin üzerine düşen sabah parıltısı ve karadeniz otoyolunun rahatlığıyla bizlerde gitgide rahatlıyoruz.

Akçaabat, Sürmene, Eynesil, Görele, Tirebolu, Espiye derken Giresun adası karşılıyor bizi.

Onun o yalnız hali bizi başka dünyalara götürürken, Dereli yoluna sapıyoruz.

http://lh5.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJUYuc0iNI/AAAAAAAABAI/FYSdXJsHHNA/s512/kumbet20.jpg

Biri gidiş, biri  geliş olmak üzere iki şeritli asfalt yolda ilerlerken, sağımızdan akan derenin şırıltısı, yemyeşil doğanın cümbüşü başımızı döndürmeye yetiyor.

http://lh5.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJUp_oDp1I/AAAAAAAABAc/RfiCzprLUcU/s512/kumbet23.jpg

Yükseklere çıktıkca etrafımızı saran dağlar, asma köprüler, teleferikler karşılıyor bizi...

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJUlZSUhxI/AAAAAAAABAY/HZrHMwpCkSg/s512/kumbet22.jpg

Dereli köprüsünün üzerindeki "Yaylalar diyarı Derelimize Hoşgeldiniz" yazısıyla Dereliye ulaşıyoruz.

http://lh3.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVXSHjx2I/AAAAAAAABBY/pGv7dnBUf6A/s512/kumbet36.jpg

Bundan sonra 22 kilometrelik yolumuz var.Yanımızdan hızla geçen yolcu minübüsleri kadar hızlı gidemezsek de tıngır mıngır yolumuza devam ediyoruz.

Kümbete kadar olan yol asfalt ve diğer yayla yollarına göre daha bakımlı.

Kümbete yaklaştıkca doğada değişiyor ve yaylaya geldiğinizi anlıyorsunuz.

Üç saatlik bir yolculuktan sonra artık Kümbetdeyiz.

http://lh6.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJUTvnhUMI/AAAAAAAABAE/6cpYEOLjDpU/s512/kumbet19.jpg

Muhteşem manzaralar, yayla evleri, otantik yöre insanı ile Karadenizin 1600 metre yüksekliğindeyiz artık...  

http://lh5.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJRscidKNI/AAAAAAAAA-I/R6EGeuUlHx0/s512/kumbet2.jpg

http://lh3.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJS1q1K0wI/AAAAAAAAA-Q/I5wHDS0xirM/s512/kumbet4.jpg

http://lh3.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJS6v8CrRI/AAAAAAAAA-U/76gRX3JKw1w/s512/kumbet5.jpg

http://lh6.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJTAx342PI/AAAAAAAABBk/mQ0Vd5dS0oM/s512/kumbet6.jpg

http://lh6.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJTJjQFrzI/AAAAAAAAA-g/E44U5nl13Vk/s512/kumbet7.jpg

http://lh5.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJTPn7EHRI/AAAAAAAAA-k/jar5phnodCE/s512/kumbet8.jpg

http://lh5.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVAXqN8tI/AAAAAAAABA4/WCMdi7lBp58/s512/kumbet28.jpg

Kümbet'de konakladığımız tesisde dolaşırken uzaktan bir teyze

-Hoşgeldiniz

-Hoşgeldiniz diye bize sesleniyor.Bu tonton teyzenin yanına gidiyoruz.

Konuşmaya başlıyoruz.

-Ben diyor ahçının anasıyım burada.Misafirlerimize buraları gezdiriyorum.

İsmin ne teyze diye soruyorum?

-Medine diyor.

Medine teyze ile konuştukca bizi şaşırtıyor.Kümbete yapılması düşünülen ve yapılmayan kayak pistinden muzdarip olduğunu söylüyor.

Buraya turizmin gelmesi yöre halkını da etkilemiş.Yeni yatırımlar istiyorlar ama gördüğüm kadarıyla yollar bile daha yeni asfalt yapılmış.

Buraya yeni yatırımların yapılması biraz zor gibi görünüyor.

http://lh5.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJTXbh1WCI/AAAAAAAAA-s/UsqLaij4JgE/s512/kumbet9.jpg

Medine teyzeden fotoğraf çekmek için izin istiyorum.

-Benide mi götüreceksin oralara diyor.

Evet diyorum.

-Çek o zaman evladım diyor...

http://lh3.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJTdh3C-iI/AAAAAAAAA-w/-gAdnGcahv8/s512/kumbet10.jpg

http://lh5.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJTj2RvApI/AAAAAAAAA_M/Yg4u2E0aP-w/s512/kumbet11.jpg

http://lh5.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJTrm9wQvI/AAAAAAAAA_Y/C-sxC4Dy2Nw/s512/kumbet12.jpg

Biraz yürüyüş yapalım diyoruz, temiz hava bizi çarpıyor.

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJT0142OqI/AAAAAAAAA_c/e0NBA2xXcJQ/s512/kumbet13.jpg

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJUFsh_6BI/AAAAAAAAA_s/QvXr5BP6NPY/s512/kumbet15.jpg

http://lh5.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJUJrhIJ8I/AAAAAAAAA_w/81GmmY_E_fw/s512/kumbet16.jpg

http://lh3.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJUNNoot5I/AAAAAAAAA_0/kPeMX87_4w0/s512/kumbet17.jpg

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJUP7f-o6I/AAAAAAAABAA/XxA3VFU_Sfc/s512/kumbet18.jpg

http://lh6.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJUtP1bnhI/AAAAAAAABAg/h3wjlOXns_w/s512/kumbet24.jpg

http://lh3.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJU35t1TJI/AAAAAAAABAs/type9oI9crY/s512/kumbet26.jpg

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVDjzzYJI/AAAAAAAABA8/UVJicFvmHxU/s512/kumbet29.jpg

http://lh3.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVGfnLhAI/AAAAAAAABBA/N0sOSZh9BmE/s512/kumbet30.jpg

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVI6cmbPI/AAAAAAAABBE/oVo06ZIvgH8/s512/kumbet31.jpg

http://lh3.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVMB6szvI/AAAAAAAABBI/SGLjiKW_Vv8/s512/kumbet32.jpg

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVO0TSsNI/AAAAAAAABBM/-Agd4UpLJNk/s512/kumbet33.jpg

http://lh6.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVRwiwc7I/AAAAAAAABBQ/ofstyJUnQkI/s512/kumbet34.jpg

YAPMADAN DÖNMEYİN

* Yayla çiçekleri almadan,
* Görele Pidesi ve koz helvasını tadmadan,
* Akçaabat Köftesi yemeden dönmeyin...

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVVDp1YrI/AAAAAAAABBU/DOZrW7G4SgA/s512/kumbet35.jpg

http://lh4.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVaoxTzXI/AAAAAAAABBc/6W5YIM75FqE/s512/kumbet37.jpg

http://lh3.ggpht.com/_p8r5Rn_8uqM/SlJVe--tKUI/AAAAAAAABBg/jI4z4dZZFMg/s512/kumbet38.jpg

 Giresun Dereli Karayolu ve çevreden görüntüler...Giresun - Dereli yolu hakkında size bir fikir vermesi için aşağıdaki videoyu koydum.Umarım faydası olur.

ULAŞIM

Trabzon, Kümbet arası 200 km.
Giresun Kümbet arası 60 km.
Yollar çift şerit ve asfalt.
Yeterince tabela koyulmuş.Merak etmeyin kaybolmazsınız...Ben Trabzon'dan Kümbet'e 3 saatde ulaştım.

Tabelaları izleyerek kolayca Kümbete ulaşabilirsiniz. 

 

Kümbete doğru yol alırken Dereli'ye ismini veren derenin şırıltısı size eşlik ediyor.Aşağıya videosunu koydum:)


Kümbet Yolundan bir video

 

 

Kaldığımız tesislerden kısa bir videoyu da koymayı unutmadım:)

 


FOTOĞRAFLAR:HUZUR KANDEMİR

Haber,yazı ve resimlerin sahibinden izinsiz kullanılması etik değildir.


Fotoğraflarım 07.07.2009 15:08:18 Yorum [0]

F, Q Ve Q Türkçe Klavyenin Az Bilinen Gerçekleri

Q KLAVYENİN ORTAYA ÇIKIŞI

 

• Q Klavye pek çok kimsenin sandığı gibi modern klavye standardı değil tüm dünyadaki bilim çevrelerinin kabul ettiği gibi tam bir mühendislik rezaletidir.  

• Ve şöyle ortaya çıkmıştır;

• Yazı makinesinin mucidi olan Christopher Latham Sholes, 1867'de icat ettiği yazı makinesinin mekanik harf kollarından herhangi ikisi aynı anda kağıda doğru havalandığında sıkışmaya neden olduklarını farkeder.

• Sholes bu problemin çözümü için, kullanıcının yazım hızını yavaşlatmak üzere harflerin yerlerini alabildiğine karıştırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun görür ve Q klavye adını verdiğimiz harf dizilimi ortaya çıkar.

• Bir söylentiye göre de;

• İlk üretilen yazı makinesinin adı "Sholes & Glidden Type Writer" olarak geçer. Buradaki "Type Writer" kelimelerini oluşturan harflerin tamamı Q klavyenin en üst sırasında yer almaktadır.

• Böylece satıcılar, bir kağıda kolayca "Type Writer" yazarak ürünlerinin yeteneğini karşılarındakine gösterme şansı bulmaktadırlar. ALTERNATİF ARAYIŞLAR

 • Washington State Üniversitesinden Prof. Dr. August Dvorak, 1932 yılında İngilizce'de çok kullanılan harflerin klavyenin en kolay ulaşılabilir yeri olan orta sırasına toplandığı bir klavye dizilimi önerir.

• Dvorak'ın araştırmalarına göre, sekreterlerin parmakları gündelik yazı işleri sırasında Q klavyede 16 mil yol alırken Dvorak klavyesinde sadece 1 mil yol almaktadır.

• Ancak daktilo ustalarının Q klavyeye olan mevcut alışkanlıkları ve piyasanın Q klavye tarafından çoktan istila edilmiş olması nedeniyle ve 40 milyon daktilonun değiştirilme maliyeti ortaya çıkınca Dvorak'ın klavyesi yayılamaz ve kaybolup gider.

SONUÇ

• Yani Q klavye 1873'te mühendisliğe aykırılık abidesi olarak tasarımlanmıştı.

 • Daktiloların hızlı yazma nedeniyle sık sık bozulmasına çare olarak geliştirilmişti.

• Daktilo kullananları olabildiğince ağır yazmaya zorlamak için olmadık hilelere başvurulmuş, en çok kullanılan harfler klavyenin her sırasına dağıtılmış, (sağ elini kullanan insanları zayıf ellerini kullanmak zorunda bırakacak şekilde) harfler solda toplanmıştı.

F KLAVYENİN ORTAYA ÇIKIŞI

• F klavyenin babası İhsan Yener 1946'dan itibaren Türk dilinin özelliklerine uygun, standart bir klavye geliştirilmesi için resmi makamlara yazılar yazar ve,

• 'Bilimsel bir klavye yapın, sizin yaptığınızı kabul edelim' cevabı alır.

•  Bunun üzerine yabancı uzmanların da bulunduğu bir komisyon kurulur.

• Türkçe'de kullanılmakta olan tüm kelimelerin istatistiği TDK'nın kılavuzundan yararlanarak çıkarılır ve 29.934 kelime içinde hangi harften kaçar adet bulunduğunu tespit ettikten sonra, parmakların fiziksel güçleri ve hareket özelliklerini de esas alarak harfler yerleştirilir.

 • Yaklaşık 30.000 Türkçe sözün ölçü alındığı bir değerlendirmede a harfi 26.323, e harfi 16.308, k harfi 13.542, i harfi 13.384, m harfi 11.263, l harfi 10.496, t harfi 9.669, r harfi 8.698 kez geçmekteydi.

 • Bunlar Türkçe’de en çok kullanılan harflerdir. Bu oran göz önünde bulundurularak söz konusu harfler, F klavyede en uygun yerlere yerleştirilmişti.

• Ellerin kullanım yüzdesi de hesaplanarak yapılan klavyede sol el yaklaşık yüzde 49, sağ el de yüzde 51 oranında kullanılacak şekilde harfler yerleştirilir.

• Türkçe'nin fonetik özelliğine uygunluk açısından sesli harfler sol elde toplanır.

 • 20 Ekim 1955'te standart Türkçe klavye olarak kabul edildi.

• Türkiye'de o zaman 40 bin kadar yazı makinesi vardı.

 • Bu 40 bin yazı makinesi olduğu gibi bırakılır. Amaç Gazi’nin yaptığı gibi geleceği kurtarmaktır.

 • Gümrük kanunlarına 'bundan sonraki ithalat standart Türk klavyesine uygun olacak' diye bir madde konur.“

• 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü tarafından da F klavye zorunlu standart olarak kabul edildi.

F KLAVYENİN BAŞARISI

• 1955'ten itibaren uluslararası daktilografi ve steno yarışmaları başladı. • Yarışmacılarımız bu şampiyonalarda 28 defa dünya birincisi oldular.

• Bu birinciliklerin 14'ünde dünya rekoru kırıldı.

• Hatta Fransızlar 'Türkler yarışma için özel olarak tertip edilmiş bir klavye kullanıyorlar' diye itiraz ettiler.

 • 6 saat süren tartışmalardan sonra, Fransızlar'a siz de yapın o halde özel bir klavye' denilmiştir.

• 2003 Dünya Bilgisayar ve Stenografi Şampiyonası’na “F klavye” ile katılan Türk yarışmacıları takım halinde dünya 2’ncisi olmuşlardır.

 PEKİ YA “Q TÜRKÇE” KLAVYE

• Tüm dünyada bilgisayarın evlere girmeye başlamasıyla Türkiye’de büyük oranda bilgisayar ithal etmeye başladı.

• Ancak ithal edilen Q klavyeler ya Türkiye’de F klavye düzenine göre tekrar birleştirildi, ya da fabrikadan F klavye standardına göre istendi.

 • Özellikle ikinci yöntem kullanıcıya yüklü bir maliyet demekti. Çünkü fabrikalar dünyadaki tüketime oranla az sayıdaki F klavye talebini özel üretim olarak fiyatlandırıyorlardı.

• 1990’lı yıllarda yaygınlaşan Dizüstü bilgisayarların klavyelerini F standardına dönüştürme maliyeti ise kullanıcıları caydıracak düzeyde fazlaydı.

• İşte “Q Türkçe” denilen uyduruk klavye düzeninin ortaya çıkmasına İthalatçı firmaların F klavyeye olan duyarsızlığına kullanıcıların bilinçsizliğinin eklenmesi neden oldu.

• Böylece hem fabrikalar farklı üretim yapmaktan kurtulmuş hem de Türk kullanıcıları avlanmış oldular. F’mi, Q’mu KARŞILAŞTIRMA

 • Türkçe’de en çok kullanılan harfler olan a, e, k, i, m, l, t ve r harfleri F klavyede en uygun yerlere yerleştirilmişti.

• Q klavyede ise en çok kullanılan harfler tabir caizse klavyenin en ücra köşelerine dağıtılmış durumdadır.

 • Buna karşılık, örneğin Türkçe’de 30.000 sözde sadece 125 defa geçen ve en az kullanılan harf olan j harfi, Q klavyede en uygun yere konulmuştur.

• F klavyede bu harfin yerinde Türkçe’de en fazla kullanılan ünsüz olan k harfi bulunmaktadır

 • Türkçe’de genel olarak sessiz harfler ve sesli harfler sözcük içinde hemen hemen eşit sayıda bulunduğu için, klavye bu harfleri her iki ele de eşit miktarda dağıtır.

 • Bu iş bölümü sayesinde yorulmak nedir bilmeden saatlerce tıkır tıkır yazı yazılabilir.

• F klavyeyi 10 parmak yazan bir Türk'le, Q klavyeyi 10 parmak yazan Amerikalılara aynı İngilizce metin veriliyor.

• Amerikalılar dakikada 32–35 kelime; Türk 72 kelime yazıyor!

• HP Türkiye Genel Müdürü Şahin Tulga, SAP Teknoloji Günleri 2003'te Amerika'da aldığı eğitim sürecinden bahsederek düşünme eyleminin daima anadilde yapıldığını, bunun yaratıcılık ve özgüveni tetikleyeceğini, Türkçe için özel olarak geliştirilmiş F klavyenin de bu ana çıkış noktası nedeniyle özellikle kullanılması gerektiğini savunmuştur.

 

SONUÇ

• Verimlilik açısından bir İngiliz için Q klavye ne kadar kötüyse bir Türk için Q Türkçe klavye ondan daha da beterdir.

 • Ve zamanında tüm dünyada gıpta ile bakılan F klavye, uluslararası başarısına rağmen, halkımızın bilinçlendirilmemesi nedeniyle bugün gençler arasında çağdışı bir klavye standardı olarak biliniyor.

 • Türk dilinin özelliklerine göre on parmakla-bakmadan klâvye kullanma yöntemi için çok verimli bir Standart Türk Klâvyesi 1955 yılından beri resmen varolduğu halde,

 • İngilizce dahil hiçbir dil için uygun olmayan ve 130 yıl önce on parmak yönteminin bilinmediği bir dönemde belirlenen ve Türkçe'deki binlerce sözcüğün yazılmasını zorlaştıran Q klâvyeyi modern bir klavye standardı zanneden,

 • Ve bu uyduruk klavyeye eklenen, Türkçe'ye has 7 harfin, en kullanışsız yerlere bilinçsizce yerleştirilmesiyle oluşturulmuş klâvyeyi de Q Türkçe standardı olarak kabullenen kullanıcıların bu hususta bilinçsiz oluşları,

• Türkçe yazım konusunda verimliliği en az 10/1 oranında düşürmektedir.


Hayatın İçinden... 17.03.2009 23:41:10 Yorum [1]

Dostlara Günaydın

Dostlara günaydın, Sevgiye sevgi katmak için yola çıkanlara günaydın. Dünyaya ışık veren renklendiren güneşe günaydın. Uyuyanlara çalışanlara koşanlara emekleyenlere günaydın. Gülenlere ağlayanlara somurtanlara günaydın. Sevgililere düşmanlara kin besleyenlere günaydın. Gönlü güzellere yüreği kocamanlara günaydın. Dağa taşa kurda kuşa günaydın. Emekçiye, alınterini katık yapanlara günaydın. Şairlere bahçedeki saksıdaki çiçeklere günaydın. Sevenlere sevilenlere ayrılanlara terkedenlere günaydın. Günaydın yokolmuşluğum,günaydın sahte varoluşlar. Günaydın güzel insanlar,günaydın aydınlıktaki karanlıklar. Günaydın güzellikler,günaydın sahtelikler. Gönlü sevgi dolu dostlara günaydın. Dostluğu dost gibi bilenlere günaydın. Günaydın güzelliği sevgi ile yoğuran insanlar.

Hayatın İçinden... 11.03.2009 00:56:29 Yorum [0]

Today has been ok


Today Has Been Okay - Emiliana Torrini Extrait de l'album "Fisherman's Woman" - 2005 Friends tell me it's spring My window show the same Without you here the seasons pass me by I know you were not new That loved like me and you All the same I miss you Today has been ok Today has been ok The preacher lost his son He's known by all in town He found him with another son of God Feeding on the prayer Nevermind what God said But love had lost its cause And I thought today had been ok Today has been ok Today has been ok Wind has burned your skin The lovely air so thin The salty water's underneath your feet No one's gone in vain Here is where you'll stay 'Cause life has been insane but Today has been ok Today has been ok Today has been ok Today has been ok

Hayatın İçinden... 08.03.2009 21:49:33 Yorum [0]

Başarısoft Eğitim Veriyor Ama Sertifika Vermiyor

Uzunca bir aradan sonra merhaba...

Devamlı yazmak istediğim ama bir türlü vakit bulup da yazamadığım bir konu hakkında bugün yazmak istiyorum.

Bilgisayar kursları ne kadar faydalı?

 Öncelikle bu yazımı kendi gözlemlerimden faydalanarak yazmak istiyorum;

2006 senesinde İstanbul Kadıköy'de bulunan Başarısoft Bilgisayar Kursundan Asp ve Web Tasarım kursu aldım.Altı ay boyunca her haftasonu kursa katılmama rağmen maalesef hala sertifikalarımı alamadım.

Web Tasarım kursları faydalı geçti,gerçekten bana katkısı oldu.Aynı şeyi Asp kursu için diyemeyeceğim.Asp kursu Başarısoft'da tam bir felaketti.Hiçbirşey anlayamadan kursu bitirdik.

Ayrıca o zamanın parasıyla 1.5 milyar da para ödemiştim ama bu paranın karşılığını aldım diyemem.

BAŞARISOFT'A PARA VERİRKEN İYİ AMA İŞ  SERTİFİKAYA GELİNCE İŞLER DEĞİŞİYOR. 

Kurs başlangıcında detaylı bilgi verilmediği için kurs sonunda sertifikaları almaya gelince sizden proje istiyorlar.Ben kurs süresince zaten bu projeleri hazırlamıştım.O yüzden bana başka bir proje hazırlamama gerek olmadığı kurs hocalarınca söylenmişti.

Ben de yeni bir proje hazırlama gereği duymadım.Ama sonuçta sertifikaları vermeyeceklerini anlayınca yeni projeler hazırlayıp, zipleyip, iletişim emaillerine de yolladım.Ama geriye dönüş maalesef olmadı.

Sonuç olarak, olan benim parama oldu.Sertifika alsam da almasamda son diyeceğim; insanlar ne olursa olsunlar kendilerini geliştirmeliler.Benim kendime ait bir işyerim var.O sertifikalara ihtiyacım da yok.Sertifikaları verselerdi sadece hoş bir anı olarak saklardım:)

Keywords; Başarısoft, kadıköy, bilgisayar ve web tasarım kursu, şikayet konusu 


Web Tasarım 17.02.2009 21:24:54 Yorum [16]

Memleketim Görele

Görülesi Görele

Sislerin altında yemyeşil uzanan bir yayla… Uzaktan gelen kemençe tınılarına karışan keçi sürüsünün çıngırakları… En güzel yöresel kıyafetleriyle salınan yöre halkı… Burası, Giresun'un mutlaka görülesi “Görele”si…

Temmuz ayının ortasında Güney ve Ege sahilleri kucak açmış beklerken, yaz tatilini Karadeniz'de geçirme kararı almak beni oldukça düşündürmüştü. Hem de tek bir Karadeniz kasabasının sınırlarında geçirecektim bu tatili. Ya yağmur yağarsa, sis basarsa yaylaları, güneş hiç göstermezse yüzünü, ne olacaktı? Huzur arayışı, farklı kültürleri anlama ve doğayı keşfetme arzusu, karşı cepheyi oluşturan deniz- kum- güneş keyfi ve eğlence dürtüsüyle savaşa tutuşmuştu iç dünyamda… Böyle kaygılarla, kendimi bir sabah Trabzon Havaalanı'nda bulmuştum. 70 kilometrelik mesafeyi yeni sahil yoluyla yarım saatte kat ettikten sonra Giresun ilinin Görele ilçesi karşımdaydı. İlk bakışta diğer Karadeniz sahil yerleşimleri boyunca görülen betonlaşma dikkat çekiciydi. Arkada uzanan sahile dik inen dağlara ve yeşilliğe fazlasıyla tezattı bu yapılar.


Ama içerilere doğru ilerleyip deniz seviyesinden yükseldikçe bu tezatlık, yerini sislerin arasındaki doğal ve tarihi yapılar ile vahşi Karadeniz yeşilliğine bırakacaktı ilerleyen günlerde.

İlçe merkezinde dolaşırken sokakta oynayan çocuklara yaklaşıp sordum; “Görele ne demek, kim biliyor?” İsminin Aytaç olduğunu öğrendiğim küçük arkadaşım, başladı anlatmaya; “Yıllar önce Giresun Valisi ile Görele Kaymakamı çok samimi iki arkadaşmış, sürekli mektuplaşıp birbirlerine ilçelerinin güzelliklerini anlatırlarmış. Yazışmalarında Karadeniz lehçesiyle “hele sen buraya bir giresun, çok beğenirsun” diyen valinin şehrinin adı Giresun, “sen buraları bir gör-hele, bayılırsun” diyen kaymakamın kasabasının adı da Görele kalmış”. Çocuklara bu öyküyü unutmamalarını öğütleyip gerçeğin öyle olmadığını anlatmalıydım sanırım. Aslında adını “mercan” anlamına gelen “corolla” sözcüğünden almış ilçe. Eskiden, şimdiki Görele'nin 1 km doğusunda Philokaleia şehri bulunurmuş. Cenevizliler bir sömürge şehri kurmuş ve yapılan kalenin mercan renginden dolayı buraya Gorelle adını vermişler. Osmanlılar zamanında ise 'yerinde olmayan şehir' anlamına gelen “Yavebolu” adı da kullanılmış bir dönem.



PİDESİYLE ÜNLÜ

İlçe merkezinin hemen iki sokak arkasında başlayıp yükselen tepelerdeki coğrafyayı keşfetmeden önce sahili ziyaret etmeliydim. “İlçenin doğu kıyılarındaki Bada ve Deliklitaş plajlarında deniz keyfi mi yapmalı acaba?” diye düşünürken midemden gelen sesler beni meşhur Görele pidecilerinden birine doğru yönlendirdi. Pidenin burada 85 yıllık bir geçmişi var. Malumunuz, Karadeniz veya Görele pidesi Türkiye'nin her yerinde yapılmakta. Ancak, benim açlığımdan mı yoksa buradaki ustaların maharetinden midir bilinmez, hayatımın en güzel pidesini Görele’de yediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Belki de bunda en büyük etken, pide yapımında kullanılan yöreye ait köy peyniri ve tereyağı.


İlçe merkezinde sokakta yan yana sıralanmış 3-5 dondurmacı var ki, bunlardan bahsetmeden geçemeyeceğim. Konu dondurmanın lezzeti değil, konu burada yaşanan bir paylaşım. Canınız ufak bardaklarda satılan yöreye özgü bu dondurmayı çekti diyelim; gidip alıyorsunuz ve üstüne bir de iyilik yapmak istiyorsanız, dondurmacıya şunu diyorsunuz. “şu kadar YTL'lik de sebil lütfen”. Bundan sonra şenlik başlıyor, dondurmacı çanlara vurarak verdiğiniz para kadar dondurmayı yoldan geçenlere “Dondurma Sebil, gel vatandaş” şeklinde duyurarark dağıtıyor. Özellikle çocukları ya da ihtiyacı olanları sevindirmenin çok kibar bir yolu kanımca.

Yukarılara tırmandıkça (yaklaşık 600 m), gözünüzün gördüğü yeşilliğin çoğunu bodur fındık ağaçları kaplamaya başlıyor. Karadeniz ikliminin tüm özellikleri burada görülüyor, dolayısıyla bol yağış ve toprak yapısı fındık için ideal bir ekolojik yapı oluşturmuş. Hemen hemen ilçedeki herkesin hayatında fındık önemli bir role sahip. Fındık toplama zamanı burada bir milat her yıl. Sohbetler arasında hep “fındıktan önce halledelim” ya da “fındık sonrası, kısmetse İstanbul'a uğrayacağım” benzeri ifadelerle karşılaştım. 5000 yıllık üretim tarihi olan fındığın içeriğinde yüksek oranda potasyum, magnezyum ve kalsiyum bulunuyor. Kemik gelişimi ve kan basıncını düzenlemesindeki önemli rolü nedeniyle, fındık belki de buradaki uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı.


İlçeye bağlı bir çok köy var; bu köylerde oldukça yoğun bir nüfus barınıyor. Ancak köylerin sınırlarını anlayabilmek, Anadolu'nun diğer yerlerindeki toplu köylere alışık olanlar için bir hayli güç. Evlerin arası birbirlerinden oldukça uzak. Dolayısıyla bu seyrek yerleşim, birbirine yakın köylerin sınırlarını ortadan kaldırmış. Ancak bu, köylülerin birbirinden uzak durdukları anlamına gelmiyor. Aksine sürekli iletişim halindeler. Köylerde en büyük geçim kaynağı fındık üretimi. Bunun yanısıra bereketli topraklara kendileri için ektikleri başta mısır ve diğer sebze ve meyveler, köylerin kendi kendine yetebilmelerine olanak sağlıyor.

Misafir olduğum köy evlerinde yeme şansı bulduğum, köy değirmenlerinde üretilmiş mısır unuyla yapılan ekmek ve karalahana çorbası, maalesef şehir restoranlarında bulamayacağımız lezzetlerden.



Görele sınırları içerisinde Trabzon'a çok yakın bir konumda bulunan Sis Dağı ve yaylası, yörenin en önemli yerel turizm merkezi. Buraya ilk çıktığımda gördüğüm manzara beni gerçekten büyüledi. Yayladan aşağıya doğru uzanan vadinin karşısında yer alan geleneksel yayla evlerinin hemen çatılarından itibaren başlayan bulutlar, buraya neden Sis Dağı denildiğinin yanıtıydı adeta. Sis Dağı eteklerinde arıcılık oldukça gelişmiş durumda. Bölgede yaklaşık 3000 civarında kovan olduğu söyleniyor. Gün boyu bulutlarla içli dışlı olmak, gördüğünüz manzaranın sürekli değişmesi, bu yaylayı sıradışı kılıyor. Bölge halkının eskiden hayvan otlatmak için çıktığı göç ettiği yaylaya, günümüzde yolların yapılmasıyla birlikte, temiz hava almak ve yayla şenliklerine katılmak için çıkılıyor. Üstelik, gelenlerin sayısı hayli artmış. Yaylada, en güzel geleneksel kıyafetlerini giymiş yöre halkını görmek mümkün. Burada iyi giyinmek adetten sayılıyor; gün boyu yaylada dolaşıp sohbetler etmek, yemek içmek, benim gibi yıl boyu şehrin karmaşasıyla mücadele edenlere bir terapi niteleğinde.



Kemençe ve horon, yöre halkının hayatında çok önemli bir yer tutuyor. Görele kemençesi; yürek biçimindeki kıvrımı, kısa sapı, dar ve uzun gövdesiyle kendini belli ediyor. Teknesi ve sapı ardıç, erik, dut ve kiraz ağacından yapılırken kapağında da ladin ağacı kullanılıyor. İlçede bulunduğum süre içerisinde, 3 gün süren Görele Horon ve Kemençe Festivali'ni izleme fırsatı buldum. Festivali izlemeye gelen binlerce kişi, yerel kemençe ustalarının eşliğinde horon oynadı. Köylerden birinde rastladığım bir açık hava düğününde de gelin ve damat, evlenir evlenmez horon oynamaya başladı davetlilerle birlikte. Bizim gibi nikah sonrası ilk dansa alışık bünyelere değişik geliyor elbette ama kanımca, klasik dans edenlere göre daha keyifli bir halleri vardı. Görele'deki yolculuğumun sonuna yaklaştığımda, zamanın kısıtlı olması nedeniyle yöreyi dilediğim kadar tanıyamamanın burukluğu vardı içimde.

Küçük arkadaşım Aytaç'ın anlattığı öyküdeki kaymakamın söylediği şu söz kulağımda çınlıyordu dönüş yolunda: “Sen buraları bir Gör-hele, bayılırsın”.

 

Temmuz ayının ortasında Güney ve Ege sahilleri kucak açmış beklerken, yaz tatilini Karadeniz'de geçirme kararı almak beni oldukça düşündürmüştü. Hem de tek bir Karadeniz kasabasının sınırlarında geçirecektim bu tatili. Ya yağmur yağarsa, sis basarsa yaylaları, güneş hiç göstermezse yüzünü, ne olacaktı? Huzur arayışı, farklı kültürleri anlama ve doğayı keşfetme arzusu, karşı cepheyi oluşturan deniz- kum- güneş keyfi ve eğlence dürtüsüyle savaşa tutuşmuştu iç dünyamda… Böyle kaygılarla, kendimi bir sabah Trabzon Havaalanı'nda bulmuştum. 70 kilometrelik mesafeyi yeni sahil yoluyla yarım saatte kat ettikten sonra Giresun ilinin Görele ilçesi karşımdaydı. İlk bakışta diğer Karadeniz sahil yerleşimleri boyunca görülen betonlaşma dikkat çekiciydi. Arkada uzanan sahile dik inen dağlara ve yeşilliğe fazlasıyla tezattı bu yapılar.


Ama içerilere doğru ilerleyip deniz seviyesinden yükseldikçe bu tezatlık, yerini sislerin arasındaki doğal ve tarihi yapılar ile vahşi Karadeniz yeşilliğine bırakacaktı ilerleyen günlerde.

İlçe merkezinde dolaşırken sokakta oynayan çocuklara yaklaşıp sordum; “Görele ne demek, kim biliyor?” İsminin Aytaç olduğunu öğrendiğim küçük arkadaşım, başladı anlatmaya; “Yıllar önce Giresun Valisi ile Görele Kaymakamı çok samimi iki arkadaşmış, sürekli mektuplaşıp birbirlerine ilçelerinin güzelliklerini anlatırlarmış. Yazışmalarında Karadeniz lehçesiyle “hele sen buraya bir giresun, çok beğenirsun” diyen valinin şehrinin adı Giresun, “sen buraları bir gör-hele, bayılırsun” diyen kaymakamın kasabasının adı da Görele kalmış”. Çocuklara bu öyküyü unutmamalarını öğütleyip gerçeğin öyle olmadığını anlatmalıydım sanırım. Aslında adını “mercan” anlamına gelen “corolla” sözcüğünden almış ilçe. Eskiden, şimdiki Görele'nin 1 km doğusunda Philokaleia şehri bulunurmuş. Cenevizliler bir sömürge şehri kurmuş ve yapılan kalenin mercan renginden dolayı buraya Gorelle adını vermişler. Osmanlılar zamanında ise 'yerinde olmayan şehir' anlamına gelen “Yavebolu” adı da kullanılmış bir dönem.



PİDESİYLE ÜNLÜ

İlçe merkezinin hemen iki sokak arkasında başlayıp yükselen tepelerdeki coğrafyayı keşfetmeden önce sahili ziyaret etmeliydim. “İlçenin doğu kıyılarındaki Bada ve Deliklitaş plajlarında deniz keyfi mi yapmalı acaba?” diye düşünürken midemden gelen sesler beni meşhur Görele pidecilerinden birine doğru yönlendirdi. Pidenin burada 85 yıllık bir geçmişi var. Malumunuz, Karadeniz veya Görele pidesi Türkiye'nin her yerinde yapılmakta. Ancak, benim açlığımdan mı yoksa buradaki ustaların maharetinden midir bilinmez, hayatımın en güzel pidesini Görele’de yediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Belki de bunda en büyük etken, pide yapımında kullanılan yöreye ait köy peyniri ve tereyağı.


devamı...


Kendime Dair 02.01.2009 20:25:51 Yorum [0]

Kahveci Rüstem Efendi

Günaydın kahveci Rüstem efendi
Şekerli bir kahve ver de içeyim
Köpükler görünsün,üstten efendi
Şekerli bir kahve ver de içeyim...


Hayatın İçinden... 22.05.2008 23:51:26 Yorum [0]

Günaydın Karadeniz

Gözlerinin çiçek açma vaktidir
Günaydın marmaranın başkenti; ÜSKÜDAR
Günaydın hırçın KARADENİZ
Günaydın toprağa düşen ilk cemre
Günaydın gül kokan memleket

İlkbahardır gönül kapını çalan
Aç artık boz bulanık gözlerini
Yaz geldi nihayet
Hırçın dalgalarına elveda karadeniz...

 


Hayatın İçinden... 21.05.2008 23:52:01 Yorum [0]

Meat Loaf(Yine Yeni Yeniden)

Lise yıllarımda en büyük zevkim Mtv izlemekti.O zamanlar internet olmadığı için sevdiğimiz sanatcıları saatlerce Mtv de çıkmasını beklerdik.

Yıllardık dinlemekten bıkmadığım Meat Loaf'ı bugün bir kez daha dinledim ve o günlere geri döndüm.

  


Hayatın İçinden... 06.04.2008 22:41:20 Yorum [0]

IP NUMARALARINI BULMAK

KENDİ IP NUMARANIZI BULUN

IP Bulma Taktikleri İlk önce kendi IP’mizi öğrenelim Başlat > Çalıştır’ı açın ipconfig yazıp enter’layın.Evet şimdi IP adresiniz karşınızda.

BİR WEB SİTESİNİN IP NUMARASINI BULMAK

İstediğin Sitenin IP Adresini 10 Saniyede Bul(programsız) İlk önce başlat>çalıştır'ı açalım,sonra cmd yazarak açılan dos pencesine; tracert -d LİNK ADRESİ ni yazıp enterleyelim...İşte karşınızda Ip numarası duruyor...


Web Tasarım 16.10.2007 00:19:19 Yorum [0]

Son 10 Günce görünüyor.
Fotoğraf Blogu
www.huzurKandemir.com
 Anasayfa
 Katagoriler
 Son Yorumlar
Bölümler
 Kendime Dair
 Fotoğraflarım
 Web Tasarım
 Linkler
 Hayatın İçinden...
 İlginç Olaylar
 Sizden Gelenler
 Faydalı Programlar
 Yeni Keşifler
 Makaleler
 e-kitap
 DERSLER
 Mutluluklarımız
 En Komik Fıkralar
 Şiir Köşesi
 Yaşanmış Günceler

Son Yazılanlar
 Cennet Ula Cennet...Bu...
 F, Q Ve Q Türkçe Klavy...
 Dostlara Günaydın
 Today has been ok
 Başarısoft Eğitim Veri...
 Memleketim Görele
 Kahveci Rüstem Efendi
 Günaydın Karadeniz
 Meat Loaf(Yine Yeni Ye...
 IP NUMARALARINI BULMAK

Son Yorumlananlar
 Başarısoft Eğitim Veri...
 Seda Sayan Show




Bir Ufuk Yayla Dizaynıdır.